Efsane güvenlikçi eski bakan Sadettin Tantan iktidara sordu

Efsane güvenlikçi eski bakan Sadettin Tantan iktidara sordu



29 Haziran 2012 Sözcü

Keşif uçaklarını neden Kandil'e yollamıyorsun?

Tantan'dan çarpıcı tespit: ''Uçağımızı keşfe çıkaran güçle adrese teslim vurulmasını sağlayan aynı merkez mi? O merkez mi Kandil'e girmemize izin vermiyor?''

Türkiye ile Suriye arasında, askeri jet uçağımızın düşürülmesiyle doruğa çıkan gerginlik sürüyor. Bazı güvenlik uzmanları savaş çığırtkanlığı yaparken, kimi yorumcular da soğukkanlı davranmayı öneriyor.

Bugün, dürüstlüğü ve cesareti nedeniyle ''efsane güvenlikçi'' olarak anılan eski İçişleri Bakanlarından Saadettin Tantan'ı köşemize konuk ediyoruz.

İşte Tantan'ın Suriye Krizi ve PKK konularındaki çarpıcı değerlendirmeleri...

Uğur Dündar (UD): Beşar Esad rejiminin yıkılması için Türkiye'nin sergilediği çabalarla başlayan gerginlik, askeri jet uçağımızın düşürülmesiyle doruğa çıktı. Başbakan Tayyip Erdoğan, Meclis'te çok sert bir konuşma yaparak, Suriye'ye meydan okudu. Gelinen son durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Saadettin Tantan (ST): İktidar daha düne kadar “kardeş'' olduğumuz Suriye’yle savaş noktasına nasıl gelebildiğimizi, gerçekçi biçimde izah etmelidir. Çünkü Esad’la boy boy fotoğraflar çektiren, karşılıklı çay içen, aile ziyaretlerinde bulunan kimlerdi? Bugün NATO’nun 4. maddesinin işletilmesi isteğiyle toplantı talep eden kimler? Hepsinin cevabı 2002’den bu yana iktidarda bulunan AKP’ye çıkıyor! Bugün “milli'' bir dava olarak sunulmaya çalışılan Suriye meselesi, aslında emperyal güçlerin oyun sahasıdır. Ama iktidar bu gerçeği görmüyor, göremiyor! Sadece iktidar mı? AKP'nin politikalarına karşı sessiz kalan, zaman zaman sadece ses çıkarıyormuş gibi yapan muhalefet de en az iktidar kadar sorumludur yaşananlardan!

UD: Sizce Türkiye ile Suriye'yi karşı karşıya getiren krizin ardındaki asıl gerçekler neler?


ST: Dikkat edin her sıkıntılı olaydan sonra “özür'' bekleyen ve “itibarsızlaştırılan'' bir ülke durumuna düştük!

Gazze’ye yardım adı altında, İngiliz milletvekili Galloway’in başlattığı bir çalışma sonrası Mavi Marmara gemisinde 9 vatandaşımızın İsrail güçlerince öldürülmesinin ardından olup bitenleri hatırlayın!.. İsrail’e yapılan “özür dile barışalım'' çağrılarıyla Türk kimliği itibarsızlaştırılmadı mı? Doğu Akdeniz Mavi Marmara’yla birlikte İsrail’e teslim edilmedi mi? Aynı gerçeği Kuzey Irak'taki Süleymaniye’de Türk askerinin başına sözde “stratejik ortak'' ABD tarafından çuval geçirildiğinde de yaşamadık mı? Çuvalcı General Türkiye’de kırmızı halıyla karşılanmadı mı? Nerede kaldı meydan okumalar?

UD: Uzun süredir AKP'nin iç ve dış güvenlik politikalarını eleştiriyorsunuz. Neden?
ST:
İktidarın iç ve dış güvenlik politikaları bir bütünlük arz etmiyor. Bakıyorsunuz TSK’nın yapılanmasında taarruz amaçlı değişikliğe gidiliyor. Ama diğer yandan, savunma amaçlı stratejisinde büyük eksiklikler ve boşluklar olduğu görülüyor.

Türkiye, sivil savunma anlamında da yetersiz durumda. Halk,  güvenlik politikaları konusunda gereken bilgilerle donatılmış değil. Toplum bilinçsiz ve devre dışı bırakılmış durumda.

Altını çizerek söylüyorum: Türkiye’nin havadan ve karadan savunma sistemlerine ihtiyacı var. Ancak bu sistemler bağımsız olarak kullanılmalı.

Şu gerçeği de unutmamak gerekir. Çağımızda savaş anlayışları boyut değiştirdi. En büyük ve şiddetli savaşlar, enformasyon ve bilgi alanında yaşanıyor. Türkiye bu alanda yeterli atılımı yapamadığı gibi, kişilerin yönetim hataları nedeniyle bazı kurumlara duyulan güven sarsıldı.

Bunlar yetmiyormuş gibi, halkın kendi kendisini denetleme mekanizması, bu iktidar döneminde tamamen yozlaştı. Kişilerin yönetim hataları nedeniyle kurumlara duyulan güven sarsıldı. Bazı kurumlar için güven bunalımı had safhaya ulaştı...

UD: Bu nedenle mi tüm konuşmalarınızda halkın bilinçlenmesi gerektiğini söylüyorsunuz?

ST: Bu süreçten çıkışın tek yolu, halkın bilgiyle donatılmasıdır. Köşe başlarını tutan birtakım menfaat odaklarının halkın bilinçlenmesini niçin engelledikleri sorgulanmalıdır!.. Halkımızın manevi duygularını yok eden sistem deşifre edilmelidir. Bunlar yapılırken medyada ve değişik alanlarda halkı yanlış bilgilerle yönlendirmeye çalışan nüfuz casuslarının kimlikleri de açığa çıkarılmalıdır. Bu çarkın sürüp gitmesi amacıyla devletin ve milletin hafızasını yok ettiler. Bunun yeniden sağlanması gerekmektedir.

UD: Türkiye bulunduğumuz coğrafyanın en güçlü devletlerinden biri. Ama iktidar her önemli olayda çekingen, hatta savunmadaymış gibi davranıyor. Niçin?
ST: AKP iktidarı döneminde PKK’nın yaptığı her eylemden sonra suçu sanki Türk halkı işlemiş gibi “özür dile, silah bırak, masaya oturalım'' denilmiyor mu? Organize suç örgütü olan terör yapılanmasıyla masaya oturularak kimliğimiz yerle bir edilmedi mi?

Geçmişten bugüne kadar PKK’yı bitirecek kararlılığı gösteremedin. Kara para-finans kaynaklarına el koyamadın. Hep başkalarından yardım istedin! Şimdi de PKK’dan “özür'' bekliyorsun! Böyle ülke yönetilir mi? Yönetilemez! Niçin yönetemediklerini de söyleyeyim: Özellikle son zamanlarda KCK DEVLETİ, CEMAAT DEVLETİ VE AKP- YANDAŞLARI DEVLETİ, algılamasının Türkiye’yi zihinsel ve güç dağılımı anlamında ayrıştırmasından, vatandaş son derece rahatsız. Bu fotoğraf ortadan kalkmalıdır. Gerek kamu gerek özel sektörde herkes birbirini tamamlamalıdır.

UD: Türkiye için son 40 yılın en büyük tehdidi sizce PKK mı?
ST: Altını çizerek söylüyorum: İç güvenlik anlamında PKK en büyük tehdittir. Bunun içerde ve dünyada etkisizleştirilmesi için Kandil’in süratle Türkiye sınırları içerisine alınması gerekmektedir. Sınırlarımız, Misak-ı Milli’den kaynaklanan yere çekilmeli... PKK’nın yurtiçinde ve dışındaki mali kaynaklarına, iletişim araçlarına, hukuk zemininde el konulmalı... Bu mücadelede Meclis gereken iradeyi sergilemeli. Bu iradenin ortaya konulması birinci önceliktir. PKK kimliğini kullanarak güç sahibi olanlar, Türkiye’nin bölünmesine katkı sağlayanlar yargı önüne çıkarılmalı... Gerekirse bir defaya mahsus olmak üzere idam bile gündeme getirilmeli... Bu arada gelir dağılımındaki adaletsizlik ortadan kaldırılmalı ve böylece güven duygusu sağlanmalı. PKK’nın hakim olduğu yerlerde, “Burası PKK’nın bölgesi'' gibi yanlış algılamaları ortadan kaldırmak için, “alan hakimiyeti'' gerçekleştirilmeli. İşşizliği önleyecek istihdam amaçlı projeler hazırlanmalı, mevcut olanlarla güçlendirilmeli. Bunu yaparken bilgiyi adil biçimde eyleme dönüştürmek çok önemli. Bilgi cahillerin elinde, terse tepen silaha dönüşür.

UD: Savaş çığırtkanlarının dışında kalan sağduyu sahibi kişiler. Kriz sürecinde  soğukkanlı davranmayı öneriyor. Hükümet de bunu benimsemiş görünüyor. Sizin kriz süreçlerine bakış açınız nasıl?
ST: Gerçekleri görelim: Ortadoğu’ya hükmetmek isteyen güçler, bu coğrafyada sınırları değiştirmek amacıyla her türlü eylemi yapıyor ve kaos yaratıyorlar. Taşeron örgüt PKK’ya yaptırdıkları her eylem de bu plana hizmet ediyor... Her saldırı Ortadoğu’nun karışmasını amaçlıyor. Şimdi de adrese teslim uçağımız düşürüldü. İktidar 8 saat boyunca bu vahim olayı kamuoyuyla paylaşmadı. Durum ortaya çıkınca da çekingenlik içerisine girdi. Böylesine zaafiyet, böylesine kimliksiz bir duruş olamaz!..

Türkiye içinde her yeri kontrol altında tuttuğun için istediğin kadar bağırıp çağırabiliyorsun ama, dışarıda yediğin her tokat sonrası hep “soğukkanlı'' hep “sakin'' duruyorsun. Becereksizliğin, cesaretsizliğin adı ne zaman “soğukkanlılık'' oldu? Sorunun devletin altyapısının yetersizliğinden kaynaklandığı o kadar net ki... Yaşananlar kurumlar arası bilgi akışkanlığının olmadığını da gösteriyor... İktidarın uçağımızın düşürülmesinden sonra nasıl bir karşılık verilmesi gerektiği konusunda yaşadığı tereddüt, akla şu soruyu getiriyor: “Bu operasyonu bilinçli bir el mi yaptırdı?'' “Uçağımızı keşfe çıkaran güçle adrese teslim vurulmasını sağlayan aynı merkez mi?..'' Bir soru daha: “Suriye sınırlarına keşif uçağı gönderiyorsun ama Kandil’e göndermiyorsun! Neden? O merkez buna izin vermiyor mu?''

UD: Kürt sorunu için çözüm önerilerinizi de öğrenebilir miyiz?
ST: Enformasyon ve bilgi savaşlarıyla Türk halkı tutsak alınmıştır: Bu süreçte zamanda organize suç örgütü olan PKK'nın ne kadar özgür olduğu gerçeği de ortaya çıkmıştır. Batılı istihbarat servislerinin kullandığı terör örgütü hemen her gün güvenlik görevlilerimizi neredeyse göstere göstere şehit ediyor. Halkımız artık medyanın bazı allı pullu yazarlarının PKK'nın sözcüsüymüş gibi davrandıklarını, ekranlarda ve gazetelerde beyinleri esir aldığını görmeli... Geçmişte ve bugün Cumhuriyet parlamentosunda yer alanlara sesleniyorum: Terörün finansmanına el koymayacaksın, kara parayla, kayıt dışı ekonomi, yolsuzluk ekonomisi, kumar ve fuhuş ekonomisiyle mücadele etmeyeceksin, terör ekonomisini bitirmeyeceksin ve o parlamentoda oturacaksın! Bu millet size neden oy verdi? Askerleri her gün şehit edilsin, kendi topraklarında kaçırılsın diye mi? İktidar ve muhalefet, Türkiye Cumhuriyeti’ni ve devletini PKK’ya mahkum ettirmiştir. PKK, mali-ekonomik-idari- siyasi anlamda büyük güce ulaşmış, uluslararası bir marka olmuştur! Soruyorum size: Dünyada, aynı zamanda organize suç ve terör örgütü olan bir örgütle hangi ülke pazarlık etti? Bana dünyada bunun bir örneğini gösterin?

Uğur Dündar / SÖZCÜ

Facebook Twitter Friendfeed